Steven Steveman Harikalar Kahvehanesinde
GİRİŞ:
"Gezindim saz-ı hicranımla binbir perde üstünde
Şu aheng-i hayatın darbını taksime yeltendim.
Karar ettim adem-abad-ı gamda fasl-ı hiçide,
Şunu derkeyledim ancak ki barım kendime kendim."

hicran: ayrılık, darb: vuruş, adem-abad-ı gamda fasl-ı hiçid: neşeli, tasasız insanları umursamamak (güzel söylenişi tabii), derkeylemek: anlamak, bar olmak: engel olmak.

Ve akabinde dondurucu bir rüzgar esmeye, zayıf kişiler uçuşmaya, şişmanlar ise donmaya başladı. Karşıda, çok yakında, huzur dolu, sobası hep gürül gürül yanan, güzel çay yapılan, küçük bir kahvehane vardı. Steven Steveman, oraya ulaşması gerektiğini, belki de hayatının buna bağlı olduğunu düşündü. Tam o sırada olaylar bir roman'a hatta bir öyküye bile yakışmayacak bir hızla gelişti ve rüzgarın içinden bir kadın sesi duyuldu.
"Hadi uzan şuraya, şu çiçekten yatağa,
Mis gülüyle bezeyim ipek şakaklarını,
Cennetalada gibi böyle kucak kucağa,
Isırayım o senin uzun kulaklarını."


Steven Steveman arkasına döndü, orada birşey göremeyince kendi çevresinde bir tur atarak tekrar sesin geldiğini sandığı yöne baktı. Hiçbir şey yoktu!

"Tam bu anda canavarı tekrar gayet açık olarak gördüm, dehşetten titreyen bir sesle bunu kendisine söyledim. Gayet dikkatle bakmasına rağmen hiçbirşey görmediğini söyledi. Kendisine hayvanın takip ettiği yolu apaçık işaret etmeme rağmen hiçbir şey görmediğini ısrarla tekrarladı."

Korku tüm bedenini titretmeye, çevresinde neredeyse gözle görülür bir gaz ve toz bulutu oluşturmaya başladı. Steven tozun içinden sıyrılarak koşmaya başladı. Kahvehane artık çok yakınındaydı. Kahvehanenin kapısına vardığında nefes nefese kalmıştı.
"Ne kadar hızlı koşmuştu, kendisi bile buna şaştı… Aslında geçirdiği tehlikeler ve yaşadığı heyecan düşünülürse bu doğaldı. Neyse ki kahveye varmıştı."
Titreyen elini kapının kulbuna uzattı, çevirdi, kapı kolayca ve huzur dolu bir gıcırtıyla açıldı. İçerisinin sıcaklığı yüzüne vurdu. Çay kokusuyla karışık aromalı tütün kokuları kahvehanenin garip ama huzur dolu ışığından geçerek Steven'ın burnuna ulaştı.
Köçekçe çalınır ve köçek oynar.
- Ağırlama -
İlkbahar olunca leylim şen olur dağlar,
Açılır lalesi aman Güzel Hisar'ın,
Etrafında bağlar pek ruşen olur.
Salınır dilberi aman Güzel Hisar'ın.
Kimin elinde kalem yazı yazarlar,
Kimin elinde kalem yazı bozarlar,
Kolkola vermiş aman yosma güzeller.
Salınır dilberi aman Güzel Hisar'ın.
Köçek oyunu biter Hacivad gelir.

DİYALOGLAR:
Hacıvad - Her zaman kendimize var olduğumuz izlenimini verecek birşeyler buluyoruz…
Steven - Merhaba Hacıcavcav.
Hacıvad - İçtenlik her şeydir. Bunu taklit edebilirsen kazanırsın.
Steven - Sabah-ı şeriflerin hayır olsun.
Hacıvad - Tüm önemsiz konularda, içtenlik değil, tarz gereklidir.
Steven - Tüm önemli konularda içtenlik değil, tarz gereklidir.
Hacıvad - Nedir yani? Tıssss…
Steven Hacıvad'ın yanından sessizce ayrılarak sobanın yakınında boş bir masaya oturdu. İçerdeki sıcaklık uykusunu getirmişti. Çebinden buruş kırış olmuş sigara paketini çıkardı, paketten bir sigara alıp parmaklarıyla düzelttikten sonra ağzına götürdü. Çakmak bulma umuduyla ceplerini dışardan kabaca yokladı, bulamayınca sigarayı masanın üzerine bırakıp etrafta dolaşan beyaz takım elbiseli garsonu çağırabilmek için gözleriyle onu takip etmeye başladı. Garson işini çok iyi bilen ve severek yapan insanlara özgü bir güvenle kahvehanenin müşterilerine çay taşıyor, boşları topluyordu. İşini öylesine şiirsel bir edayla yapıyordu ki, insan neredeyse onu rahatsız etmemek için sipariş bile veremiyecekti. Yan masadan gelen gür bir ses Steven'ın düşüncelerini dağıttı. "e a o i d h n r s t u y c f g l m w b k p j v q x z" Bir adam sürekli bu harfleri tekrar edip duruyordu.
10 PRINT "e a o i d h n r s t u y c f g l m w b k p j v q x z"
20 GOTO 10

Steven dayanamayıp adama ne yaptığını sordu. Adam İngilizce'de harflerin kullanılma sıklığına göre sırasını ezberlemeye çalışıyordu. Steven bunun ne işe yarayacağını soracak oldu, vazgeçti. Tam içinden "Demek "k" o kadar da sık kullanılmıyormuş, Allah Allah", diye geçiriyordu ki garsonla göz teması gerçekleşti. Beyaz takım elbiseli, işini severek yapan garson Steven'ın yanına geldi ve gelmesiyle sanki masa daha bir aydınladı, sesler yoğunlaşıp baslaştı.
Garson - Ne alısınız?
Steven - Ne var?
Garson - Sadece çay var.
Steven - Peki o zaman bir tane küçük çay istiyorum.
Garson - Zaten sadece küçük var. Hemen getiriyorum.
Steven bu basit hizmetten öylesine memnun kalmıştı ki, keyfinden garsondan ateş istemeyi unutmuştu. "Neyse çayım geldiğinde yakarım sigaramı, daha da iyi olur zaten", diye düşündü. İçinde bulunduğu huzur, gerçek olamayacak kadar güzeldi. Bunun üzerine biraz düşündü.
"Serin toprağa gömülen gövdem, solgun bir bitkinin kökü gibi, bir anda dondu. Kendimi kaybettim Tek başıma uzak bir köşede biten lahanalar gibi, tarlanın uçsuz bucaksız görüntüsü içinde kayboldum"

ORTALIK YERDE CENNET:
"Ölüm nedir bilir misin sen, ölüm? Bilmezsin ha! Küçük büyük insandan gayri bütün canlılar gibi, sen de mi bilmiyorsun ölümü? Oh, ne iyi! Bilme bilme. Bir gün öğrenirsen bile sakın korkma! Bilene ne zaman olsa gelecektir."
Soğuktu; soğuk muydu? Sessizdi; tüm sesler bir arada birbirine karışarak beynine mi işliyordu?. Hafif bir esinti, ruhunu alıp götürüyor, zaman olması gerektiğinden çok daha yavaş ilerliyordu. Ensesinde garip bir serinlik hissetti. Garip sözcüğü ışıktan bir deliğe doğru, döne döne ilerleyen bilgi sıvısının içinde küçülerek kaybolup gitti. Düşünmemeliydi. Düşünmedi. Çayı o hiç farkına varmadan gelmişti, çaydan büyük bir yudum aldı.

ARDA KALANLAR:
"Kim ki sorunu incelemekten kaçınır, hataya düşmek onun için kaçınılmazdır…"
Steven Steveman kahvehaneden çıktı. Tertemiz bir kafayla, tüm kötü düşüncelerden uzak, ve her zamankinden daha çaresiz bir şekilde, çiçekten yatağına ulaşmak ve ipek şakaklarını mis gülüyle bezemek arzusuyla, rüzgarın ortasına dalıp kayboldu.

Alıntılar ve Esinlenmeler:
Gezindim saz-ı hicranımla…
Neyzen Tevfik - Toptaşı Tımarhanesi, 1927
Hadi uzan şuraya…
William Shakespeare - A Midsummer Night's Dream çev: Can Yücel
Tam bu anda canavarı tekrar…
Edgar Allan Poe - Sfenks çev: Mehmet Akter
Ne kadar hızlı koşmuştu…
Can Barslan - Barul Öyküleri (Terelelli Pictures 2)
Köçekçe çalınır ve köçek…
Türk Klasikleri: Karagöz - Muhittin Sevilen
Her zaman kendimize var olduğumuz…
Samuel Beckett - Godot'yu Beklerken çev: Tuncay Birkan
İçtenlik her şeydir. Bunu taklit…
George Burns
Tüm önemsiz konularda, içtenlik…
Oscar Wilde - Phrases and philosophies for the use of the young (1894)
Serin toprağa gömülen gövdem…
Jerzy Kosinski - Boyalı Kuş çev: Aydın Emeç
Ölüm nedir bilir misin….
Sait Faik - Bütün Eserleri 6 - Dondurmacının Çırağı
Kim ki sorunu incelemekten…
Lord Raglan - Le Tabou de l'Incente
 

[ anasayfa | linkler | yazılar | seks | zevkart | komik | çöp | interaktif | ben ]
© 1999 ali yorgancioglu