| AŞIK OLMAK, AŞKI KAYBETMEKTEN KORKMAK, YAŞAM VE EVREN İLE İLGİLİ HADDİME DÜŞMEYEN YORUMLAR İÇEREN BİR DENEME |
|
ADAM Geriye geldiğinde herşey kaybolmuş, yerlerini o görmek istemediği ve düşünmekten korktuğu, ölümün çirkin yüzüne ve yaşamın acı veren güzelliklerine bırakmışlardı. Korkmasa, tüm gerçeklerin gözlerinin önüne serilivereceğini, dönüşü olmayan bu berbat duygunun sonsuza kadar ruhunun en derin yerine işleyeceğini biliyor, korku içinde, kaçınılmaz sonunu geciktirerek yaşamın acı veren güzelliklerini lokal anestezi kıvamında yaşamaya çalışıyordu. Sonsuz çareler içinde çaresiz olduğunu biliyor, bunu bilmenin aslında gerçek ve en büyük çaresizlik olduğunu seziyordu. Aslında "sezmek" onun için çok geride kalmış bir sözcüktü. Artık olan, olmayan ve olacak olan her şeyi biliyor, bunların korkunç yüzünü görmeye cesareti olmadığından unutmaya, gerçekleri kendi kendinden saklamaya çabalıyor, her seferinde başarısız oluyordu. Kimdi ulan bu adam O Umutlar ise gelip geçici hayeller halini almıştı. Umut ona verilecek cezanın en can alıcı kısmıydı aslında. Sanki birisi elinden almak için, yeni umutlara sahip olmasını bekliyordu. Adam ise ümitsiz savaşını umutlarını erteleyerek, umutlardan kaçarak veriyordu. O herşeyi görüyor, şiirsel zevkler alarak bir yaşamın finalini izliyordu. Kimdi ulan o AŞK Fakat yaşamın içinde hakkında çok sözler söylenen, uğruna tonlarca mürekkep akıtılan bir şey pusuda bekliyor, varlığının sinyallerini veriyordu. Bu şey, geldiğinde tüm ruhu ve bedeni kontrolü altına alacak, istediği herşeyi istediği şekillerde yaptıracak olan, tüm duyguları içinde barındıran, ancak hiçbirine benzemeyen, garip olmayacak kadar normal, normal olmayacak kadar garip birşey, aşktı. Farketmeden gelen, yine farketmeden giden, sahip olamayacağın gibi varlığından da emin olamayacağın birşeydi. Neydi ulan bu aşk ORGANİZE BİR OLAY Bütün bunların bir komplo olduğundan şüphesi yok gibiydi. Asıl onu düşündüren, herşeyi böylesine net bilirken bu "gibi"nin nerden çıktığıydı. Kendini kandırmadığına emindi. Aşık olmak savaşı kaybettirecek ilk hamleydi. Oyunun en güzel, en sıcak hamlesi. Aşk bu defa gelmişti, ve tüm şiddetiyle onu titreterek, "Nasılmış, hani yoktum, alo sana söylüyorum", diye bağırıyor, sevecen bir tavırla da gülümsüyordu. Ama komplo değilse neden onu seçmişti aşk… Dünya üzerinde aşkı ondan fazla hakeden onca insan varken neden onu bulmuştu. Yok canım komploydu bütün bunlar. Aşk, kaybolmak, kaybolduğunda da ona dayanılmaz acılar vermek için gelmiş bir şeytan oyunuydu. Aşk, büyüleyici güzelliği ve sonunda çekilecek acıları umursamayacak kadar aptal eden bir afyon etkisiyle beraber gelmişti. Bunu her kim icat ettiyse gerekli tüm ayrıntıları düşünmüştü. Böylesine kusursuz bir duygular karışımı ancak tüm duyguları yaratan ve onları mükemmel bir şekilde harmanlayabilen yüce bir varlık tarafından yapılmış olabilirdi. Tanrı ona gülümsüyordu, "Tadını çıkar, o sana ait değil, onu sana sadece ödünç verdim.", diyordu. Birşeyi kaybedeceğini bildiğinde insan, ya çılgınlar gibi, sömürürcesine kullanırdı onu, ya da alışmamak için elini bile sürmezdi. Neydi ulan, birşey diyecektim SİL TÜM YAZDIKLARINI YANLIŞ OLMUŞ Başka bir bilinç düzeyinde türlerin yaşamı bağlamında ya da evren bağlamında düşünebilecek olsak (bireysel açıdan kendi gözümüzden düşmekle beraber), hayat ve evrenle daha bir bütünleşmiş olurduk. Durmadan, sonsuza dek sürüp giden bir sürecin parçasıyız biz. Zaman içinde donmuş evrimin ya da yaratılışın son noktası değiliz. Bir gelişimiz olduğu gibi bir gidişimiz de olacak. Biz bir sonuç değiliz. Biz son da değiliz. Daha görkemli, daha güçlü, daha güzel bir hedefe doğru yükselmiyoruz. Bir amacımız yok. Önceden belirlenmiş bir kaderin parçası değiliz. Durup dinlenmeksizin değişen bir sürecin bir parçasıyız yalnızca. Ölümsüzlük diye birşey yok: Ne bireyin ölümsüzlüğü var, ne türlerin, ne yeryüzünün, ne güneşin, ne güneş sisteminin, ne de galaksilerin. Herşey bir birleşme süreci, görünürde bir başlangıcı ve şekillenme aşaması var; sonra ortadan kayboluyorlar, ebediyen değişen, ebediyen birbirlerini etkileyen bir süreç içinde, yeni biçimler alarak bir başka yerde ortaya çıkıyorlar. RÜZGARDA YUVARLANAN BİR DENİZ TOPU Ancak çok cahil ve çok erdemli insanlar herşeyi olduğu gibi kabullenirler. Ancak cahil insan, yapacak hiçbirşeyi olmadığından, erdemli insan ise yapacak hiçbirşeyi olmadığını bildiği için kabullenir. Peki başkaldıran insan neden başkaldırır? Korktuğu, hiçliğin aslında sonsuzluk olduğunu anlamak istemediği, ve ancak birşeyi değiştirerek varlığını kendine kanıtlayabileceğine inandığı için mi? Kabullenmek mi daha iyidir, başkaldırmak mı? Aralarında bir fark olduğunu sanmıyorum, doğru yere götürdükten sonra hangi yolun seçileceği ancak yolculuğun niteliğini değiştirir. Rüzgarda yuvarlanan bir deniz topu… Rüzgar olmasa deniz topu duracak, deniz topu olmasa rüzgar esecektir. ŞEHİR KORSANI Ve Saint gülümsedi, şapkasını düzeltti, altın saplı bastonuna dayanıp, şaşkın şaşkın kendisine bakan Kanun Temsilcisi'ne aldırmadan, sakin bir tavırla şarkısının sonunu getirdi: "Damat serili yatıyor karanlık mahzeninde, Damat ya ölmüş, ya ölmek üzere, Cici bir gelin uğruna Onyedinci baharında bir gelin, cici mi cici! Yedi - yedi - onyedi." Kanun Temsilcisi şaşkın şaşkın, "Allah, Allah!", diye mırıldandı. Fakat saint onun dediğini ne işitti, ne de aldırdı. Bastonunu sallayarak geçti, kendini bekleyen serüvene doğru yürüdü. Alıntılar: Başka bir bilinç düzeyine türlerin yaşamı.. Cehenneme Övgü - Gündüz Vassaf çev: Ömer Madra - Zehra Gençosman Ve Saint gülümsedi, şapkasını.. Şehir Korsanı - Leslie Charteris çev: Şevket Üner |
|
[ anasayfa | linkler | yazılar | seks | zevkart | komik | çöp | interaktif | ben ] © 1999 ali yorgancioglu |